AB üyeliğine hazırlık çalışmaları arasında Türkiye’nin en çok başını ağrıtacak konulardan biri şüphesiz ki tarım olacak. Ekonomik, sosyal ve siyasî anlamda tanm dev bir sorun olarak önümüzde duruyor. AB’nin Ortak Tarım Politikası’na (OTP) uyum için büyük değişim ve fedakârlıklar gerekecek. Ancak, uyum için “verimci” bir yaklaşımla sadece konvansiyonel tarım zemininde gerçekleş -tirilecek bir dönüşüm ülkenin bekası açısından muazzam risk taşıyor. Halbuki durumumuz bu denli riskli bir dönüşümü gerektirecek kadar körü değil zira Türkiye’nin kayda değer bir ekolojik (organik) tarım potansiyeli mevcut.
Ekolojik tarım insanın ve doğanın kazançlı çıktığı bir tarım ve yaşama biçimi. Gıdada kendine yeten Türkiye’de verimliliği artırmak amacıyla küçük tarım işletmelerinin ortadan kalkmasını, ürerimin mekanize olmasını ve konvansiyonel tarımda yoğunlaşılmasını önerenler bu dönüşüm sonucunda üretilecek sebze ve meyvenin kime satılacağını düşünmez; sokağa atılacak, milyonlarla telaffuz edilen vasıfsız tarım işçisinin ne olacağını ise hiç hesaba katmaz. Sanayi işçisi olmaları, onları istihdam edecek artık öyle bir sanayi kalmadığından mümkün görünmeyen ve tek çareleri göç etmek olan bu insan yığınlarının kentlerde nasıl lumpenleştiğini bugünden görüyoruz. Bu kâbus senaryosuna karşılık çözüm ekolojik tanm ve kırsal kalkınmada.
Ekolojik tarım hayat sigortasıdır
Ekolojik tarım ilgi ve dikkat istediği ölçüde emek-yoğun bir tarım biçimi. Konvansiyonel tarım 100 işçi çalıştırıyorsa ekolojik tarım 180 işçi çalıştırıyor. Bu anlamda istihdam sorunsalına kayda değer bir çare olarak önümüzde duruyor. Ekolojik tarımın artı değeri de konvansiyonel tarımınkinden kıyaslanamayacak kadar yüksek; bu beslenme ve tüketim biçimine AB ve diğer gelişmiş ülke pazarlarından talep olağanüstü boyutlarda. Buna karşılık konvansiyonel ürünün hiçbir cazibesi yok. Bilinçli tüketici herkesin her yerde ve her serada üretebildiği sası domatesi yemek, kokmayan çiçekleri vazosuna koymak istemiyor. Türkiye elindeki olanakları iyi değerlendirerek, tarım politikasını ve tüketim alışkanlıklarını hızla o tarafa yönlendirmekte olan AB’nin ekolojik ürün ambarı haline gelebilir. Ekolojik tanm yaygınlaştıkça, çığ gibi büyüyen çevre sorunlarımıza da çare oluşturacak, yerli tüketicinin de vasıflı ürünle beslenmesini sağlayacak.
Avrupa’nın 50 yıldır aşın kullanımla tükettiği doğayı şimdi yeniden kazanmaya çalışmasını ibret alarak önlemimizi bugünden almalıyız.
İki önemli etkinlik
Ülkemiz, elindeki insan gücü, toprak kalitesi, 11 binden fazla türle son derece zengin biyolojik çeşitliliği, iklimi ve daha kaybolmamış asırlardır süregelen bilgi birikimine rağmen ekolojik tarım dünyasında son derece zayıf bir konumda. Buna karşılık elimizdeki olanaklar ve önümüzdeki AB hazırlık dönemi bu konumdan hızla kurtulmamızı sağlayabilecek dinamikler. Bu hayat bilgisinin öncülüğünü yapan pekçok kuruluş var. Aralarında “Buğday Ekolojik Yaşam Destekleme Derneği” yakın zamanda önemli iki etkinlik gerçekleştirdi.
Geçen haftasonu Şişli Belediyesi’yle birlikte her cumartesi kurulacak olan ekolojik pazar projesini hayata geçirdi. Adı pahalıya çıkmış olan ekolojik ürünün pazaryerine inmesi önemli. Aralık 2004′te yürürlüğe giren Organik Tarım Yasası ekolojik ürünleri Sebze Meyve Hali Yasası’ndan muaf tutuyor. Pazar bulmakta güçlük çeken ekolojik üretici ile taze ürün arayan tüketici arasında aracının kalkması fıyatı da olumlu etkiliyor.
Buğday, Salı günü de Ankara’da Tarım Bakanlığı, Felemenk Avalon Vakfı ve Londra merkezli Avrupa Çevresel Politika Enstitüsü ile birlikte ilk kez “Doğa Dostu Tarım Politikaları” konferansını gerçekleştirdi. Türkiye’nin ekolojik tarım ve kırsal kalkınma konularında ki muazzam potansiyelini değerlendirmek için toplum kadar devlet ve politikacının da bilinçlenmesi gerekiyor.
Kaynak: Vatan Gazetesi 23/06/2006